07 Mayıs 2009 Perşembe

Ne Ne İçin


Çabuk hafıza için:
Bunu için: Kahve
Taze bir kahve en önde gelen beyin yakıtıdır. İngiliz araştırmacılar, sadece bir bardak kahvenin dikkati toplamaya yardım ettiğini ve problem çözme yeteneğini artırdığını buldular. Atalarımız boşuna, 1 fincan kahvenin 40 yıl hatırı var dememiş yani.

Bundan uzak durun: Çok fazla kahve ve enerji içecekleri
Hiç hayatınızda herhangi bir şeyin aşırısının iyi olduğunu duydunuz mu? Kahve de öyle. Enerji içecekleri ve aşırı kahve en başta uyku düzenini bozar. Uyku, beyin bilgisayarınızın kendini "restart" yaptığı zamandır. Düzenli yapmazsanız, programlar karışır ya da donar, kilitlenir.

Uzun vadeli hafıza için
Bunu yiyin: Yaban mersini.
Mavi meyveli yaban mersini içinde barındırdığı antioksidanlarla, beyninizin radikal hasarlardan korunma mekanizmasını güçlendirir ve Alzheimer ve Parkinson hastalıkları riskini azaltır. Ayrıca bilişsel süreci (Türkçesi: düşünme süreci) geliştirir. Yaban, yaban mersini, özel tarım alanlarında yetiştirilenlerden daha fazla ve güçlü antioksidan içeriyor. Yaban mersini temmuz ayında olgunlaşır da nerde yetişir? Mersin belki? Onu da siz bulun!

Bundan uzak durun: Ham ya da henüz olgunlaşmamış yaban mersini yemeyin.

Hızlı düşünmek için
Bunu yiyin: Som balığı ya da uskumru balığı
Yağlı balıklarda bulunan Omega-3 yağ asidi, beyindeki doku inşaatının hammadelerinden. Yani, düşünme gücünüzü yükseltir. Somon balığında bol bulunan niacin maddesi, Alzheimer hastalığına karşı iyi gelir.
Bundan uzak durun: Tam yağlı ve dondurma.
Bütün yağlar eşit yaratılmamıştır. Doymuş yağlı yiyeceklerden uzak durun. Doymuş yağlar, beyne kan ve yiyecek taşıyan damarları tıkar. Üzgünüz ama dondurmada beyne iyi gelen bir yiyecek değil.

Sakinleşmek için
Bunu Yiyin: Az yağlı yoğurt ya da fındık-ceviz.
Slovakyalı bilim adamları, iki grup insandan ilk gruba 3 gram lysine ve arginine aminoasiti, ikinci gruba ise bunun sahtesini verdiler. Stres hormonlarının kan ölçümleri, amino asit verilen grup üyelerinin ikinci gruba göre konuşma süresince ve sonrasında yarı yarıya daha az kaygılı olduklarını ortaya koydu. Yoğurt en iyi lysine kaynağıdır. Ceviz fınfık paketi aslında arginine amino asidi dolu.

Bundan uzak durun: Gazoz - kola
Amerikan Kamu Sağlığı Bülteninde yayınlanan bir araştırmaya göre günde 2 buçuk kutu kola ya da gazoz içenlerin, bunları nadir içenlere göre 3 katı daha fazla depresyon ve endişe yaşıyor. Yani kolaya mola verin.

Konsantrasyon için

Bunu için: Nane çayı
Araştırmalara göre nane kokusu konsatrasyonu geliştiriyor. Karanlık çökmeden Ankara'ya varmanız lazım ama siz daha Bolu civarındasınız. Bir araştırmaya göre, nane kokusu sürücüleri daha dikkatli daha az kaygılı yapıyor.

Bundan uzak durun: Şekerleme
Şekerli yiyecekler, glikoz oranını aniden artırır. Uzun vadede, bir düşüp bir azalan şeker oranı, şuurunuzu bulanıklaştırır.

Keyif ve tebessüm için
Bunu Yiyin: Roka - Ispanak
Roka, pazı, ıspanak gibi B vitamini zengini lifli yeşillikler, keyif hormonlarının üretim meclisi üyeleri serotinin, dopamine ve norepinephrine depoları. Bilimsel araştırmalar B6 vitamini eksikliğinin asabiyet, hırçınlık ve hatta depresyon sebebi olabileceğini gösteriyor.

Bundan uzak durun: Beyaz çikolata
Aslında saf kakao içermediği için beyaz çikolata çikolata bile değil. Dolayısıyla normal çikolatanın serotonin etkisini kendisinden boşuna beklemeyin. İlla ki çikolata yiyecekseniz, hakikisini yani koyu renklisini yiyin. Ancak fazla kakao fazla mutluluk kimyası demek. Yani bu çıkışın aynı sertlikte düşüşü var bir de...

Keskin duygular için
Bunu yiyin: Bir kaşık keten tohumu
Keten, beyin de haz da dahil duygusal enformasyonun geliştiği korteksin çalışmasını güçlendiren sağlıklı yağ alphalinoleic maddesince en zengin besin. Algılarınızın güçlenmesi için salataya serperek ya da içeceğinizle karıştırarak tüketebilirsiniz.

Bundan uzak durun: Alkol
Alkol ve algı birbirine ters şeyler. Biri varsa diğerini unutun.

Imam Rabbaniden Hayat Dersleri - 1


Ey ogul!Düsük dünya süslerine aldanmaktan sakin. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et. Bütün hal ve hareketlerinde seriata göre amel et. Hayat, temiz seriat üzere olmalidir. Ehl-i Sünnet ve´l-cemaat âlimlerinin görüslerine göre öncelikle itikadi düzeltmek gerekir. Bundan sonra himmet dizginlerini amele faydali fikih hükümlerini yerine getirmeye sarfetmelidir. Farzlarin edasinde önemle durulmalidir. Helal ve haram islerinde dikkatli hareket etmelidir. Farzlarin yaninda nafile ibadetlerin durumu yolda birakilmis ve itibardan düsmüs gibidir. Halbuki bu zamanda insanlarin pek çogu nafile ibadetlere önem verip farzlari harap birakmaktadir. Nafile ibadetlere önem verip farzlari da düsük ve itibarsiz saymaktadirlar. Ilim, amel, ihlas lâzimEy ogul!Bilmis ol ki, ebedî kurtulusun kolaylasmasi için insana su üç sey mutlaka lâzimdir:

Ilim, amel, ihlâs.

Ilim iki kisimdir: Birinci kisim, amel olup bunun izahini fikih üzerine almistir. Ikinci kisim, bundan maksat mücerred itikat ve kalbi yakindir. Bunun tafsilati kelâm ilmi üzerine yazilan kitaplarda vardir. Haliyle Ehl-i Sünnet ve´1-cemaatin görüsüne göre.

Söyle ki: Bunlar firka-i naciye olup, bunlara tabi olmadan hiç kimse için kurtulus ümidi yoktur. Bunlara kil kadar muhalefet olsa, is tehlikeye girer, hem de ne tehlike! Kul hakkini dünyada iken ödeEy ogul! Tam manasiyla kul hakkinin ödenmesi cihetine gidilmelidir. Bu yolda tam bir gayret gösterilmelidir. Ta ki, üzerinde hiç kimsenin hakki kalmaya. Çünkü bu dünyada hak ödemek kolaydir, yumusaklikla, tatli dille helallik dilemek mümkündür; ama âhirette is zordur. Orada çare bulmak mümkün degildir. Nefsin sevdasina kapilma




Ey ogul!

Nefis, makam ve bas olmak sevdasi üzerine yaratilmistir. Bütün gayreti, akrani üzerine üstün gelmektir. Bütün arzusu yaratilmislarin hepsi kendisine muhtaç, emrine ve nehyine boyun egmis olmaktir. Kendisinin hiçbir seye muhtaç olmasini istemedigi gibi, hiç kimsenin hükmü altina da girmek istemez.Bütün bunlar ondan gelen uluhiyet davasidir. Benzeri olmayan Yüce Yaratici ile ortaklik davasina girer. Mutlu olmaktan yana pek uzaktir.Hatta ortakliga bile razi olmaz. Yalniz kendisinin hâkim olmasini ister, baskasini istemez. Herseyi hükmü altinda görmek ister. Bir kudsî hadiste söyle buyurulur: "Nefsine düsman ol, çünkü o Bana düsmanliga saplandi." Makam, reislik, yükselmek, büyüklenme hususunda nefsin isteklerini vermek suretiyle nefsi terbiyeye kalkismak ona yardim olur ki, hakikatte Yüce Allah´a düsmanliktir. Onu takviye etmek dahi bu mânâyadir. Bu isin çirkinligi ciddi bir sekilde idrak edilmelidir.

Bir kudsî hadiste´Allah Teâlâ söyle buyuru: "Kibriya ridamdir, azamet izarimdir. Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizaya tutusmak isterse, onu atesime atarim, haline hiç bakmam." Peygamberlerin gönderilmesinin hikmeti, nefs-i emmareyi âciz birakip onun yapisini tahrip etmektir. Dinî emirler nefsi arzulari kaldirmak için gelmistir. Ne kadar dinî emir islenirse, o kadar nefsanî arzu zail olur.Dinî hükümlerin birini yerine getirmek nefsanî arzularin izalesi için bin senelik riyazetten ve bu ugurda mücahededen daha faziletlidir. Bu riyazet ve mücahede seriat geregince olmayinca nefsin arzusunu takviye ve teyit eder. Brahmanlar ve Hindular riyazet ve mücahedede hiçbir kusur islemezler, fakat seriat dairesinde yapmadiklari için kendilerine hiçbir faydasi olmaz. Meselâ bir kimse dinin emrettigi zekât niyetiyle bir dinar verse, nefisten gelen bir arzu ile nefsin tahribi yolunda bin dinar harcamasindan daha faydalidir.
Ramazan Bayraminda seriatin emrine uymak maksadiyla oruç tutmayip yemek, bir kimsenin kendiliginden tuttugu bin senelik oruçtan hayirlidir.Sabah namazinin iki rekât farzini cemaatle kilmak sabah namazini cemaatle kilmayi birakip geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmekten çok faziletlidir.Hâsili; nefsin, baskanlik, üstünlük, yükseklik taslamak hususundaki bos kuruntulann pisliklerinden kurtulmadikça kurtulus mümkün degildir. Ondanki bu hastaligin izalesi zaruridir. Tâ ki, ebedi ölümle yüz yüze gelmeye.

Kalbin On Sesi


Basra sehri halki Ibrahim Ethem K.S’e gelip dua ettiklerini ama kabul olmadigini söyleyip sebebini sorduklarinda cevaben: Kalbinizi on sebeple öldürmüssünüz, diriltmezseniz dualariniz kabul olmaz.” Buyurdu.
1) Allah (c.c.)’i tanirsiniz ama kulluk etmezsiniz
2) Kitabi okur ve duyarsiniz ama ona göre ibadet etmezsiniz
3) Seytana düsman dersiniz ama hep onunla olursunuz
4) Peygamber (s.a.v.)’i sever ve tasdik edersiniz ama sünnetlerini yapmazsiniz
5) Cenneti seversiniz ama ona varmak için gayret etmezsiniz
6) Atesi sevmezsiniz ama günahlari severek yaparsiniz
7) Ölüm gelecek bilirsiniz ama tedbir almazsiniz
8) Baskalarinin ayiplarini kötülersiniz ama kendinize hiç bakmazsiniz
9) Allah (c.c.)’in riziklarini yersiniz ama ona ne sükredersiniz ne de tefekkür
10) Ölenlerinizi gömersiniz ama ondan ibret almazsiniz. Böyle olursaniz ve

06 Mayıs 2009 Çarşamba

Faiz - Ahmet Mahmut Ünlü

İMANINIZI TASHİH İÇİN VAKİT AYIRIN

Şeytan ile Görüşme


İbn-i Abbas (r.a.) Hz.'inden naklen Muaz b.Cebel rivayet ediyor:

-Bir gün Resululah (s.a.v.) ile beraberdik. Ansardan birinin evinde toplanmıştık... Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses geldi: -Ev sahibi, içeridekiler, eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var. Görülecek işim var. Bunun üzerine, herkes Resülullah (s.a.v.) Efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orada ve her zaman büyük oydu, izin ondan çıkacaktı. Resülullah (s.a.v.) Efendimiz, du-ruma vakıf oldu ve:

-"Bu seslenen kimdir, bilir misiniz?" Buyurdu. Biz hep birden şöyle dedik: -En iyi bilen Allah Resulüdür. Bunun üzerine Resülullah (s.a.v.) Efendimiz:

-"O, lain İblistir. -Şeytandır. Allah'ın làneti onun üzerine olsun" Buyurunca; hemen Hz. Ömer:


-Ya Resülullah, bana izin veriniz onu öldüreyim.
Resülullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:


-"Dur ya Ömer, bilmiyor musun ki; Ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir, öldürmeyi bırak." Sonra şöyle buyurdu:


-"Kapıyı ona açın gelsin... O, buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz..."

-Kapıyı ona açtılar, İçeri girdi ve bize göründü. Bir de baktık ki, şekli şu: Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu. Sonra, şöyle bir selam verdi:


-Selàm sana ya Muhammed; Selàm sizlere ey cemaat-ı müslimin. Onun bu selàmına Resülullah (s.a.v.) şu mukabelede bulundu:


- "Selàm Allah'ındır ya lain.." Şeytan şöyle anlatmaya başladı:


-Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.Resülullah (s.a.v.)


Efendimiz sordu:


-"Nedir o mecburiyet?" Şeytan anlattı:


- İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi: ve dedi ki: Allah-ü Teàlà sana emir veriyor: Muhammed'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile.Ona gideceksin ve àdemoğullarını nasıl kandırdığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra O; sana ne sorarsa doğrusunu diye-ceksin. Sonra Allah-ü Teàlà buyurdu ki:


-Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen, seni kül ederim; rüzgàr savurur, düşmanların önünde, seni rüsvay ederim.



İşte böyle; ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek.

Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur. Bundan sonra, Resülullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu:


-"Madem ki, sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ?" Şeytan şu cevabı verdi:


-Sensin ya Muhammed... Allah'ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir?

Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sordu: -"Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?" Şeytan anlattı:


-Muttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir.

Bundan sonra, sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sordu; şeytan anlattı:


-"Sonra kimi sevmezsin?"


-Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi... -"Sonra?.."


-Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamaya devam eden kimseyi.


-"Sonra?.."


-Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez.


-"Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin?.." Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez.


-Hasılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.

-"Sonra kim?.."


İblisin cevabı:


-Şükreden zengin.


-"Peki, ama o zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın?.."


-Onu görürsem ki, aldığını helâl yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki: O şükreden bir zengindir.

Resülullah (s.a.v.)Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu:


-"Pe ki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur?.."


-Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.


-"Neden öyle olursun; ya lain?.."


-Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir derece yükselir.


-"Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?.."


-O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.


-"Peki, ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun?.."


-O zaman da çıldırırım.


-"Peki, ya Kur'an okudukları zaman nasıl olursun?.."


-O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi.


-"Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?.."


-Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ikiye böler. Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu:

-"Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, yâ Ebamürre?.."


-Bunun üzerine İblis:


-Onu da anlatayım... dedikten sonra:


-Çünkü sadakada dört güzellik vardır.

Şöyle ki:


1-Allah-ü Teâlâ, sadaka verenin malına ihsan eyler.


2-O, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.


3-Allah-ü Teâlâ, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.


4-Allah-ü Teâlâ, belâyı, sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.





Bundan sonra, Resülullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sordu: -


"Ebubekir için ne dersin?.."


İblis buna şu cevabı verdi:


-O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslâm'a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?


-"Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin?." İblis'in buna cevabı:


-Allah'a yemin ederim ki, her gördüğüm yerde ondan kaçtım. -


"Peki Osman b.Affan için nedersin?.."


-Ondan Utanırım... hem de çok... nasıl ki, Rahman'ın melekleri de ondan utanırlar...


-"Peki, Ali b. Ebütalib için ne dersin..."

İblis onun için de şöyle dedi:


-Ah, onun elinden bir kurtulsam... O, kendi başına kalsa; ben de kendi başıma kalsam... O, beni bıraksa... ben de onu bıraksam... Ben onu bırakırım; ama o beni bırakmaz.

Resülullah (s.a.v.) Efendimiz, soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar da kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu: -"Ümmetime saadet ihsan eden; seni de taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun." Resülullah (s.a.v.) Efendimizin o cüm-lesini duyan lain İblis şöyle dedi:


-Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın? Ben, onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini...Ümmilerini ve okumuşlarını.. Facirlerini ve âbidlerini...Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat, Allah'ın hâlis kullarını... Evet, bunları azdıramam.

Bunun üzerine Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:


-"Sana göre ihlâs sahibi olan muhlis kullar kimdir?..." Bu suale İblis şu cevabı verdi:


-Bilmez misin? Yâ Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever...O, Allah için bir ihlâsa sahip değildir.Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, methedilmekten hoşlanmaz... bilirim ki o: İhlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım.

Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi ve dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir.Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki; yâ Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.

İblis anlatmaya devam etti:


-Yâ Muhammed, bilmez misin?.. Benim yetmişbin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra... o her çocuğumla birlikte yine yetmişbin tane şeytan vardır.

Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım. Bir kısmını da, meşayihe saldım. Bir kısmını da, ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

Çocuklara gelince...onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da, âbidlerin başına dert ettim. Bir tepeden öbürüne... hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye....


İşte... böylece, onlardan ihlâsı alırım... Onlar, bu haller ile, yaptıkları ibadeti, ihlâssız yaparlar gayrı... Ama,bu hallerinin farkında olmazlar.

İblis, bundan sonra aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:


-Bilmez misin, yâ Muhammed, Rahip Barsisa; tam yetmiş yıl ihlâs ile Allah'a ibadet etti. Bu ibadetleri sonunda, ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki: Her dua ettiği hasta, duası bereketi ile şifa buluyordu.Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım... Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki; Allah-ü Teâlâ aziz kitabında, onu şöyle anlatır:


-"....Şeytanın hali gibidir ki; o insana:


- Kâfir ol...Dedi. Vaktaki o kâfir oldu; bu defa ona şöyle dedi:


-Ben, senden uzağım...Ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."(59/16).





YALAN
Bilmez misin ya Muhammed, yalan bendedir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse... o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse... o benim sevgilimdir.Bilmez misin yâ Muhammed, ben Adem'e ve Havva'ya yalan yere Allah adına and içtim.


-"Muhakkak, ben size nasihat ediyorum." (7/16). Dedim... Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

GIYBET-KOĞUCULUK


Gıybet ve koğuculuğa gelince...Onlar da, benim meyvelerim ve şenliğimdir.

NİKAH ÜZERİNE YEMİN ETMEK


-Her kim, telâk üzerine yemin ederse... günahkâr olacağından endişe edilir İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey üzerine olsun. Her kim, talâkı ağzına alırsa... taa, hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile, kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar, hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talâk kelimesi yüzünden, hepsi cehenneme girer.

NAMAZ


-Yâ Muhammed, namazı an bean tehir edene gelince... onu da anlatayım. O, her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm. Derim ki:


-Henüz vakit var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.


Böylece o: Vaktinin dışında namazını kılar...Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

Şayet o kimse, beni mağlup ederse..bu sefer onun hesabını namazından görmeye bakarım. O namazın içinde iken: -Sağa bak... sola bak... Derim... O da, bakar... O ki böyle yaptı... yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona: -Sen, ebedi yaramaz bir iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım. Sen de bilirsin ki yâ Muhammed, her kim namazda sağa ve sola çokça bakarsa, Allah onun namazını kabul etmez.Bundan da ona mağlup olursam. Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona: Çabuk namaz kılmasını emrederim. O da, başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi...


Bu işi, ona yaptırmakta da, başarı kazanamazsam; bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada onun başına bir gem takarım...Başını imamdan evvel secdeden ve rükûdan kaldırırım... İmamdan evvel de, secde ve rükû yaptırırım. İşte... o böyle yaptığı için, kıyamet günü Allah onun başını eşek başına çevirir.

O kimse, bunda da beni yenerse... Bu defa, ona namazda parmaklarını çıtlatma-sını emrederim. Böylece o; Beni tesbihedenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.


Bunda da, ona mağlup olursam. Bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar.Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa... onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte... bundan sonra o kimse: Hep bize itaat eder, Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.


Şeytan bundan sonra, konuşmasına şöyle devam etti:


-Sen, ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki?.. Ben onlara, ne tuzaklar kurarım... ne tuzaklar. Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:


-Namaz size göre değil... O, Allah'ın âfiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. Sonra da hastalara giderim: -Namaz kılmayı bırak. Derim... Çünkü Allah-ü Teâlâ:


-"Hastalara zorluk yok...." (24/61) Buyurdu...İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre degidebilir.Şayet o, hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse...Allah'ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teâlâ'yı öfkeli bulur.


Sonra şöyle dedi:


-Yâ Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun... Sonra eğer yalan varsa... Allah'tan dile; beni kül eylesin.


İblis bundan sonra, konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:


-Yâ Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Halbuki ben onların altıda birini dininden çıkardım.
Bundan sonra... Resülullah (s.a.v.) Efendimiz ona, yani İblis'e kısa kısa bazı sorular sordu: O da bunlara cevap verdi: -"Ya lain, senin oturma arkadaşın kimdir?"


-Faiz yiyen.


-"Dostun kim?"


-Zina eden.


-"Yatak arkadaşın kim?"


-Sarhoş.


-"Misafirin kim?"


-Hırsız.


-"Elçin kim?"


-Sihirbazlar.


-"Gözün nuru nedir?"


-Kadın boşamak.


-"Sevgilin kim?"


-Cuma namazı bırakanlar.


Resülullah /s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:


-"Ya lain, senin kalbini ne kırar?"


-Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi...


-"Peki, senin cismini ne eritir?"


-Tövbe edenlerin tövbesi.


-"Peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?"


-Gece ve gündüz, Allah'a yapılan bol bol istiğfar.


-"Peki, yüzünü ne buruşturur?"


-Gizli sadaka.


-"Peki, gözlerini kör eden nedir?"


-Gece namazı.


-"Peki, başını eğdiren nedir?"


-Çokça kılınan cemaatle namaz.


Resülullah (s.a.v.) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöy-le sordu:


-"Sana göre insanların en saadetlisi kimdir?"


-Namazlarını bilerek kasten bırakanlar.

-"Peki, sana göre insanların en şakisi kim?"


-Cimriler.


-"Peki, seni işinden ne alıkoyar?"


-Ulema meclisleri.


-"Peki, yemeğini nasıl yersin?"


-Sol elimle parmaklarımın ucu ile.


-"Peki, sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?"


-İnsanların tırnakları arasında.
Resülullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. İblis de cevap verdi. -


"Rabbından neler talep ettin?"


-On şey talep ettim.


-"Nedir onlar, ya lain?"

1- Allah'tan diledim ki, beni âdemoğullarının malına ve evlâdına ortak ede... Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu: -"Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara en çok gurur vaad eder" (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim faiz ve haram karışan yemekten de yerim.Şeytandan Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım.Cinsi münasebet anında; Allah'a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. ...Ve o birleşmeden hasıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler.Her kim hayvana binerken, helâl yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir. Allah-ü Teâlâ bana şu emri verdi: -"Onlar üzerine süvarilerinde, piyadelerinde yaygara çıkart...." (17(64)

2- Allah-ü Teâlâ'dan diledim ki: Bana bir ev vere... Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.


3- Diledim ki; bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana birer mescid yaptı.


4- Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.


5- İstedim ki; benim için bir ezan vere. Mezmurları verdi.


6- Diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere...sarhoşu verdi.


7- Diledim ki; bana yardımcılar vere... Bunun için de kaderiye mensuplarını verdi.


8- İstedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i kerime ile sabittir: -"O kimseler ki; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır..." (17/27) Bir ara Resülullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: -"Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki âyetlerle ispat etmeseydin. Seni tasdik etmezdim."


Bundan sonra iblis şöyle devam etti:


9- Yâ Muhammed, Allah'tan diledim ki, âdemoğullarını ben göreyim; ama onlar beni görmeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.

10- Diledim ki; âdemoğullarının kan mecralarını bana yol yapa... Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim... gezerim... hem nasıl istersem... Bütün bu isteklerimi verdi.

-"Hepsi sana verildi." Buyurdu... Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra... Şunu da ekleyeyim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. -İşte...böylece kıyamete kadar. Âdemoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar.

Bundan sonra İblis şöyle anlattı:


-Benim bir oğulum vardır...Adı: ATEME'dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa... gider; onun kulağına bevleder... Eğer böyle olmasaydı; imkân yok, insanlar, amazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.


Benim bir oğulum daha vardır ki; onun adı da; MÜTEKAZİ'dir... Bunu vazifesi de; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Meselâ: Bir kul, gizli bir taat işlerse... ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa... MÜTEKAZİ onu dürter...En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece: Allah-ü Teâlâ o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder... biri kalır. Çünkü, bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.


Sonra... benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da KÜHAYL'dir.Bunu işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken.Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitemezler. Böylece hiç sevap alamazlar.


Bundan sonra İblis şöyle anlattı:


- Hangi kadın olursa olsun... Onun kalktığı yere şeytan oturur... Sonra her kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur... Ve onu, bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Meselâ:


- Elini kolunu dışarı çıkar; göster. Der... O da, bu emri tutar... Elini, kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.


İblis, bundan sonra; Resülullah (s.a.v.) Efendimize kendi durumunu anlatmaya başladı: -Yâ Muhammed, bir kimseyi delâlete sürüklemek içim elimde bir imkân yoktur.Ben, ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm... o kadar. Eğer delâlete sürüklemek elimde olsaydı; yeryüzünde:


- Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allah'ın Resülüdür. Diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delâlete düşürürdüm. Nasıl ki; senin elinde de, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın tebliğ eden Resulüsün.


Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın. Sen, Allah'ın halkı üzerine bir hüccetsin... ben de,kendisi için ezelde şekavey yazılan kimselere bir sebebim. Said olan kimse, taa, ana karnında iken saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir.Saadet ehli kılan Allah... Şekavet ehli kılan da Allah.


Bundan sonra... Resülullah (s.a.v.) Efendimiz şu Ayet-i Kerimeyi okudu: -"Bunlar, taa, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam eecek... Ancak Rabbın esirgedikleri hariç..." (11/119) -"Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir..." (33/38)
Bundan sonra, Resülullah (s.a.v.) Efendi-miz, İblis'e şöyle buyurdu:


-"Ya Ebamürre, acaba senin bir tövbe etmen ve Allah'a dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum... Söz veririm..." Bunun üzerine İblis şöyle dedi:


-Yâ Resülullah, iş verilen hükme göre oldu... Kararı yazan kalem de kurudu... Kıyamete kadar olacak işler olacaktır.


Seni Peygamberlerin efendisi kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah'tır. Ve O: Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.


Ve İblis, cümlelerini şöyle tamamladı: -İşte... bu söylediklerim, sana son sözümdür... Ve bütün söylediklerimi de doğru söyledim.Evvel, âhir, zahir, batın, âlemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun. Efendimiz Muhammed Nebiye Allah selât eylesin. Keza onun âline de... ashabına da... Amin!

Hizmette Öncelik Sırası Bilinmelidir

Hizmette öncelik sırasına dikkat etmelidir. Farz bir ibadeti ihmal edip nafile ile uğraşmak hizmet değil hezimettir. Hizmetin hedefi Yüce Mevla’nın rızasına ulaşmaktır. Kulu ALLAH rızasına ulaştıracak en büyük sebep farz amelleri yapmaktır. İmam Rabbanî Hz.lerinin belirttiği gibi bir farzı yerine getirmek bin sene nafile ibadetle meşgul olmaktan hayırlıdır. Bir farzın içindeki sünneti veya edebi yerine getirmek de farzın dışındaki nafile ibadetlerden hayırlıdır.Hizmet ehli önce farz vazifeleri ve hizmetleri yerine getirmeye çalışmalıdır.
Hayır ve hizmet yapmaya en yakınlardan başlamalıdır. İnsanlar içinde anne baba hukuku en ön sırayı alır. Anne babayı aç bırakıp mahallenin muhtaçları ile uğraşmak doğru değildir. Cihadın en büyüğü ALLAHu Teala’ya kulluktan sonra anne baba hukukunu korumaktır. Ancak anne veya baba bir haramı emreder veya bir farzı yapmaktan engellerse o durumda kendilerine itaat edilmez. Hizmet ehli ailesinin haklarını da dikkate almalıdır. Nefsi yüzünden işini ve eşini ihmal ederek hizmet başarıya ulaşamaz. Ancak hizmetin gerektirdiği fedakarlıktan kimse kaçmamalıdır. Bir kadın kocasının hak yolundaki hizmetlerini destekler, yardımcı olur ve elinden geldiği kadar ona imkan hazırlarsa, onunla aynı sevabı alır.ALLAH yolundaki hizmetlere katılan bir kadın, evli ise kocasının haklarını göz ardı edip nefsinin istediği gibi serbest hareket etmemelidir. Müslüman bir kadının koca ve çocuklarına karşı farz olan vazifelerini yapması zaten dinî bir hizmettir, en büyük hayırdır